AMAN PETROL CANIM PETROL

AMAN PETROL CANIM PETROL

ALPEREN GÜRBÜZER

Dünyamız enerji tüketimine önce odunla başladı. Daha sonraları açılan en derin kuyular sayesinde kömürle birlikte petrol keşfedilince sanayileşme hız kazandı. Petrol kuyuların derinliği genellikle 10 kilometreyi geçmemektedir. Öyle anlaşılıyor ki her açılan derin kuyu yer altının adeta bir hazine olduğunu gösteriyor. Kömür bitki artıklarının karbonlaşmış kalıntılarından meydana gelip, uzun zaman insanlığın enerji ihtiyacına cevap vererek adından kara elmas olarak söz ettirebilmiştir. Neyse ki artık kömürün yanı sıra maden, su, petrol kaynakları elektro manyetik dalgalarla tespit edilebiliyor. Bugün 1 milyon civarında bitki ve hayvan türü olduğunu düşündüğümüzde, bu canlıların hepsi öldüklerinde toprağa karışmaktadır. Dolayısıyla bitkilerin milyonlarca sene içerisinde güneş enerjisi yardımıyla depo ettiği organik bileşenler karşımıza ya kömür, ya petrol, ya da gaz olarak çıkmaktadır. Demek ki humus, katran, mazot, yağ, gaz, benzin gibi petrokimya maddeler bitkilerin maharetiyle veya artık maddelerin çürümüş artıklarından başkası değildir. Ayrıca birkaç asırdan bu yana atmosfere ve denizlere katılan milyonlarca yılın mahsulü diyebileceğimiz karbon çökeltilerini de hesaba katmak gerekir. Bu anlamda okyanuslara muazzam bir kimya fabrikası gözüyle bakabiliriz. Çünkü yapılan sondajlar sonucunda altın, gümüş, petrol her ne ararsan denizlerde mevcut durumda. Dahası bilim adamlarının petrol konusundaki ağırlık verdiği düşünceye göre; alg ve eğrelti otlarının ayrışmasıyla birlikte ayrışan ürünlerin yeraltı katmanlarına sızarak gölcük oluşturduğunu, böylece bu gölcüklerin petrol gibi büyük bir enerji kaynağının oluşumunu gerçekleştirdiği şeklinde açıklamaya çalışıyorlar. Yani pek çok bilim adamı özellikle alglerin alt gruplarından diyatomların (fitoplanktonlar) depoladığı yağların zaman içerisinde petrole dönüştüğünde hem fikirdirler. Bilindiği üzere su yosunu veya algler de klorofil içermelerinden dolayı bitki kategorisinde değerlendirilip, bunlar 3000 türüyle insanlığın oksijen ihtiyacının karşılamanın yanı sıra kimi yerde besin kaynağı olarak ta kullanılıyor. Hatta bunların hem artıkları hem de ölüleri bile milyonlarca deniz organizmasının ve gömülü balıklarında petrol kaynağı olduğu bir sır değil artık. Anlaşılan söz konusu organik materyaller, önce hidrokarbona ve daha sonra petrole dönüşmektedir. Gerçekten de bilimsel bulguları destekleyecek en büyük destek Kur’an’dan geliyor. Nitekim Allah-ü Teala; “O (Rabbiniz ki) merayı çıkardı. Sonra da onu siyah bir gussaya (kara kuru-sel suyu) çevirdi” (Ala suresi ayet 4–5) beyan buyuruyor. İşte ayette geçen gussa; hem kara ve kuru anlamında, hem de sel suyu manasınadır. Dolayısıyla kara kuru derken kömür anlıyoruz, sel suyu derken de ister istemez petrol akla gelmektedir. Hatta bazı İslam bilginleri “O halde, yakıtı insanlarla taşlar olan o ateşten sakının” (Bakara, 24) ayetinde geçen taşların taş kömürü olduğunda ittifak etmişlerdir.
Bilmem fazla söze daha hacet var mı?
Velhasıl; aman petrol canım petrol bu olsa gerektir.

http://www.facebook.com/pages/Selim-...70156429678799