Hikayeler ve Menkıbeler

İslâm Dünyasından Hikayeler, Menkîbeler vs...

Şeyh Şamil'in Endişesi

Kafkasya'da, Gimri Muharebesi'nde, bağrına zâlim bir Rus süngüsü saplanan Kafkas Kartalı Şeyh Şâmil, büyük bir soğukkanlılıkla bir ucu sırtından görünen süngüyü çıkarıp attı. Bir yanda canından çok sevdiği İmam Gazi Muhammed'in şehâdeti, bir yanda da bağrına saplanan süngü, Şeyh Şâmil'i yaralı bir arslan hâline getirmişti. Sol elindeki kılıç her vuruşunda birkaç Rus kâfirini yere seriyordu. Korkudan gözleri yuvalarından fırlayan Ruslar, kaçacak delik arıyorlardı.

Şâmil, akşamın karanlığına karışıp gitmişti. Şâmil'in yaralandığını gören Gimri Câmiî müezzini Şâmil'i takip edip, karanlık iyice bastırdığında onu bir mağaraya götürdü.

Ayakkabıcı ve Ufaklık

Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir çocuk onu seyretmekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama, küçük bir dükkân için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle...

Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu. Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir müddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkândan dışarı fırlayıp:

Şah-ı Nakşibend (k.s.)

Müritlerden biri anlatmıştı:

- Şah-ı Nakşibend Hazretleri, bir gün Şeyh Şâdî’den bir sığır satın almasını istedi. Şeyh Şadi, alaca bir inek satın aldı. Aradan birkaç gün geçti, Hace Hazretleri Gadyut’a geldi. Ancak Şeyh Şâdî’ye hiç iltifat etmiyordu. Sohbette Gadyutlu çok sayıda mürit vardı. Bu sırada Şeyh Şâdî’ye bir hâller oldu. Şeyh Şâdî’den, sanki biri içinde ceviz kırıyormuş gibi şiddetli sesler gelmeye başladı. Hace Hazretleri Şeyh Şâdî’ye döndü, şöyle dedi:

- Biz, sana eziyet etmiş değiliz. Bu sesler o alaca ineğin, kafa darbelerinden kaynaklanıyor! buyurdu.

600 Dirhemlik İp

"BaGdat. Dul bir kadin. Alti öksüz çocuGu ve bir de ihtiyar ana. Kadin geçimi saGlamak üzere, hafta boyu el emeGi verir, göz nuru döker iplik eGirir, pazara çikar ve anasi ile çocuklarinin rizkini temin etmeye çalisirdi.
Vakti tamam olunca bu dul kadin vefat eder, çocuklarin bakimi ise ihtiyar kadina kalir. Kadin pazara her hafata çikamiyor, ip eGiriyordu. Bir zaman baktiki altiyüz dirhem kadar ip eGirmisti, pazara götürmeye karar verdi.

- Ya Rabbi! Bu öksüzlerin, yetimlerin rizkini ver, diyerek sabah erkenden pazarin yolunu tuttu. Yolda giderken seyh Abdülkadir Geylani Hazretlerinin evinin önünden geçiyordu. Onu görünce durakladi. seyh mürüdleriyle sabah namazindan çikmisti, yasli kadini görünce duraklayarak:

Fırında Yanan Adam

Hikmet, belediyeye ait ekmek fabrikasinda çalisan bir isçiydi. isine çok dikkat eder, vazifesini ihmal etmemeye çalisir, kazancinin helal olmasini isterdi. Fabrikayi hemen her aksam en geç o terk eder. Belediyenin ekmeGi biraz daha ucuz olduGu için halk çok raGbet ediyordu. Kocaman firinin içini ara sira temizlemek ihtiyaci hasil olur, onu da genellikle HiKMET yapardi.
Ramazan bayramin son günüydü. Ertesi gün ekmek çikarilacakti. Hikmet, temizlik yapmak için fabrikaya gitti. içeriye girip dis kapiyi kilitledi. isiklari yakti ve firinin kapaGini açip içerisine girdi. Gerekli temizliGi yaptiktan sonra evine gidecekti.Sabaha karsi dörde doGru gelen isçiler de, gelir gelmez elektrikle çalisan firinin düGmelerini açacak, onlar hamuru yoGurup ekmekleri hazir edene kadar da firin güzelce isinmis olacakti.

Sayfalar