Hikayeler ve Menkıbeler

İslâm Dünyasından Hikayeler, Menkîbeler vs...

Nasip ve takdirden otesi yok...

Gencin birisi Kâbe'de hep, "Ey doğruların yardımcısı olan
Allahim, ey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allahim, sana
hamdü sena ederim" diye dua eder.

Bu durum herkesin dikkatini çeker.

Birisi, (Neden hep ayni duayı yapıyorsun, başka bir sey bilmiyor musun?)der.O da anlatır:

7-8 sene önce yine Kâbe'de iken içi altın dolu bir torba buldum. Tam1000 altın vardı.

İçimden bir ses (Bu altınlarla, şunları
şunları yaparsın)diyordu.
Hayir dedim kendi kendime, bu benim değil, başkasının mali,
Kullanmam haram olur dedim.
Bu sırada birisi, "söyle bir torba bulan var mi?" diye bağırıyordu.

OTUZ SENEDE NELER ÖĞRENDİN?

•Şakîk-ı Belhî hazretleri talebesi Hatim-i Esam'a sordu: Otuz senedir benden ilim tahsil ediyorsun? Neler öğrendin?
• Sekiz şey öğrendim efendim.
• Neymiş bu sekiz şey?
• Birincisi, halka baktım,herkes kendine bir arkadaş, birdost seçmiş. Herkesin dostu,kabre kadar arkadaş oluyor. Definden sonra çekip geliyor. Dü
şündüm, ben öyle bir dost bulmaluyım ki, devamlı arkadaşım olsun, kabirde de beni yalnız bırakmasın. Böyle bir arkadaş ise ancak sâlih amel olurdu. Ben de onu seçtim.
•Güzel seçmişsin. Diğerleri ne?
•İkincisi, halka baktım, çoğu nefsine esir olmuş. Hâlbuki Kur'ân-ı kerîmde, nefsine hâkim olan kimsenin yerinin Cennet olduğu bildirilmektedir. Kur'ân-ıkerîmin hak olduğunu bildiğim için nefsime esir olmadım, onunla mücâdele edip Hakkın emrine boyun eğmek mecburiyetinde bıraktım.

Öfke ile Kalkan

SiNiRLENDiGiNiZDE BU ÖYKÜYÜ HATiRLAYiN Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında, üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüs. Hemen oğlunun yanina koşmuş ve çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış.

Biraz sakinlesince oğlunu hemen hastaneye götürmüs. Doktor, çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalistiysa da elinden bir sey gelmemis ve çocuğun iki elinin parmaklarini kesmek zorunda kalmis.

Çocuk ameliyattan çıkıp gözlerini açtığında, bandajli ellerini fark etmis ve gayet masum bir ifadeyle,

Küçük Odun Tutuşmadan Büyük Odun Tutuşmaz

Mâlik bin Dînâr hazretleri bir hâtırasını şöyle anlatır:

"Bir gün toprakla oynayıp bâzan gülen bâzan ağlayan bir çocuğa rastladım. Önce çocuğa selâm vermek istedim. Fakat kibirden selâm vermedim. Hemen nefsime; "Ey nefis! Peygamber efendimiz büyüklere de küçüklere de selâm verirdi." diyerek çocuğa selâm verdim. Çocuk; "Ve aleyküm selâm, ey Mâlik bin Dînâr" diye cevap verdi. Hayret içinde kalarak çocuğa; "Sen beni hiç görmediğin halde nasıl tanıdın " diye sordum.

Çocuk; "Ruhlar âleminde benim rûhumla senin rûhun karşılaştı. Orada bizi Allahü teâlâ karşılaştırdı." dedi. Çocuğa; "Akıl ile nefs arasında ne fark var?" diye sorunca, çocuk; "Nefsin seni selâmdan men etti. Aklin ise seni selâm vermeye tesvik etti." diye cevap verdi. "Sen neden toprakla oynuyorsun?" diye sordum. Çocuk; "Topraktan yaratıldık, yine toprağa karışacağız." dedi. Ben yine; "Seni bâzan ağlarken, bâzan gülerken görüyorum. Sebebi nedir?" diye sordum.

Kıymet Bilmek

Bir padisah acemi bir köle ile gemiye binmisti.
Köle hiç deniz görmemis, geminin mihnetini tatmamisti.
Aglamaya, inlemeye basladi. Tir tir titriyordu.
Avutmak için çok ugrastilar, ama bir türlü sakinlesmedi.
Padisahin keyfi kaçti.

Herkes aciz bir vaziyetteyken, gemide bulunan yasli bir adam padisahin huzuruna çikti,
"Müsaade buyurursaniz ben onu sustururum" dedi.
Padisah da "Lütfetmis olursunuz" dedi.

Yasli adam emretti, köleyi denize attilar.
Köle birkaç kere suya batti çikti.
Sonra saçindan yakaladilar, gemiden tarafa çektiler.
Köle gemiye yaklasinca iki eliyle dümene asildi, oradan gemiye çikti, bir kösede uslu uslu oturmaya basladi.

Kızımı Kime Vereyim

Merv sehri kâdisinin bir kizi vardi. Ülkedeki, ileri gelen zengin, makam ve mevki sâhibi kimseler bu kizi isteyince hiç birine vermedi. Bu zâtin Mübârek adli, bağına-bahçesine bakan bir kölesi vardi. Aradan iki ay geçmis meyveler olgunlasmis bolluk bereket gelmisti. Efendisi, Mübârek\'ten üzüm isteyince, toplayip geldi. Getirdigi üzüm çok güzel olmasina ragmen henüz olmamisti, baska üzüm istedi.

O da eksi çikti. Efendisi; "Bahçede o kadar üzüm var, niçin böyle üzüm getiriyorsun?" demekten kendini alamadi. Mübârek; "Efendim! Eksisini tatlisini bilmiyorum!" diye cevap verdi. Bag sâhibi; "Sübhanallah iki aydir bagdasin, daha hangisinin eksi, hangisinin tatli oldugunu bilmiyorsun" diye çikisti. Mübârek onlari yemekle degil korumakla vazîfeli oldugunu biliyordu. Efendisi; "Niçin onlardan yemedin?" deyince; "Siz benden baginizdaki meyvelerin muhâfazasini istediniz. Yeyiniz demeyince alip yemem uygun olur mu, emrinize karsi gelebilir miyim?" cevâbini verdi.

İki Kere Secde Edeceksin

Peygamberimizden rivayet edildigine göre buyurmustur ki:

«israilogullarinda bir kesis vardi. Seytan bir kiza kasdederek onun girtlagini sikti. Ailesine de kizlarini ancak söz konusu kesisin tedavi edebilecegini telkin etti.

Bunun üzerine kizlarmi kesise getirdiler. Adam önce kizi tedavi etmek istemedi ise de asiri israrlar karsisinda razi oldu. Kiz, tedavi için yaninda kalirken seytan kesise sokularak irzina geçmesi için adami kiskirtti. Kiskirtmalar sonunda kesis, kizin irzina geçti ve kizi gebe birakti.

Bunun üzerine seytan «Simdi ailesi gelecek, rezil olacaksin. Onu öldür. Sorarlarsa, (öldü) dersin» diye içine vesvese saldi. Kesis de seytana uyarak kizi öldürüp gömdü.

Hakkın Helali

“Eğer bu çağrıya sırtlarını dönerlerse, hoş biz de seni üzerlerine bekçi göndermedik ya! Senin görevin sadece tebliğdir. Biz insana tarafımızdan bir nimet tattırırsak ferahlar, şımarır. Ama başlarına, yine kendi işledikleri hatalar sebebiyle bir sıkıntı gelirse insan hemen nankörleşir.” (Şura, 48)

Bir gün Sabit hazretleri bir akan suya düşen elmayı görür ve gayri ihtiyarı elmayı sudan alır ve ısırır. O anda haram olma hususu aklına gelir ve ısırdığı lokmayı yutmaz. Ancak ısırmış olduğu elmanın suyunu tatmıştır. Hemen akan suyu takip eder ve akarsuya sarkan elma ağacını bulur.

İblisin hileleri (Seceret´ül Kevn)

ibn-i Abbas (r.a) Hz.' inden naklen Muaz b, Cebel rivayet ediyor :

_Bir gün Resullullah (s.a) ile beraberdik. Ansardan birinin evinde toplanmistik.. Tam bir cemaat olmustuk. Sohbete dalmistik.
Bu arada, disaridan bir ses geldi :

_Ev sahibi..... içerdekiler... Eve girmem için bana izin verir misiniz? Benim sizden bir dileGim var.
Bunun üzerine , herkes Resullullah (s.a)efendimizin yüzüne bakmaya basladi. Orda ve her zaman büyük oydu... izin ondan çikacakti.
Resullullah (s.a) Efendimiz, duruma vakif oldu ve :

_ << Bu seslenen kimdir bilir misiniz?>>
Buyurdu.... Biz hep birden söyle dedik :

Padişah'ın İşi Ne?

Sultan Murad Han o gün bir hoştur. Telaseli görünür. Sanki bir seyler söylemek ister sonra vazgeçer. Neseli deseniz deGil, üzüntülü deseniz hiç deGil. Veziriazam Siyavus Paşa sorar:

- Hayrola efendim, caninizi sikan bir sey mi var?
-- Aksam garip bir rüya gördüm.
- Hayirdir insallah?..
-- Hayir mi ser mi öGreneceGiz.
- Nasil yani?
-- Hazirlan, disari çikiyoruz.

Ve iki molla kiliGinda çikarlar yola. Görünen o ki, padisah hâlâ gördügü rüyanin tesirindedir ve gideceGi yeri iyi bilir. Seri, kararli adimlarla Beyazit'a
çikar, döner Vefa'ya, Zeyrek'ten asaGilara sallanir. Unkapani civarinda soluklanir. Etrafina daha bir dikkatle bakinir. iste tam o sirada yerde yatan

Sayfalar